Modern çağda antik bilgeliği dünyaya tekrar aktaran büyük filozof Helena Petrovna Blavatsky’nin şaheseri kabul edilen Gizli Öğreti eserinin Anthropogenesis cildinin kalan kısmını 131 yıl sonra Türk okuruyla buluşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Prometheus Yayınları’ndan çıkan Gizli Öğreti Anthropogenesis 1. Cilt’te, daha önce hiçbir Avrupalının görmesine izin verilmediği bir kitap olan ve Tibet’te korunan Dzyan Kitabı’ndan Stanzaların çevirisini ve açıklamasını sunduktan sonra Blavatsky, II. Cilt olarak yayınladığımız bu kısımda insanın ortaya çıkışıyla ilgili farklı uygarlıklardaki sembolojileri ve bunların modern bilimle karşılaştırılmasını ele alıyor.

Mitolojilerde geçtiği şekliyle insanın ortaya çıkışı ve aslında ne kadar eski olduğu, modern antropolojideki verilerle karşılaştırılıyor. Bütün kültürlerde tekrar tekrar karşımıza çıkan yedi sayısının gizeminden, insanlığa ateşi getiren Prometheus mitinin gerçek anlamına; Atlantis ve Lemurya kıtalarından, tufan öncesi devlere kadar pek çok konu, tarihe farklı bir yaklaşım sergileyecek cesarete sahip olan hakikat arayışındaki kişilerin karşısına çıkarılıyor.

Eserin bu bölümünde pek çok uygarlıktan ve kültürden bahseden Blavatsky’nin tecrübesinin sadece kitabi bilgiye dayanmadığını, kendisinin bu uygarlıkların kalıntılarını yerlerinde incelediğini hatırlatmakta fayda var. 1831-1891 yılları arasında yaşamış olan ve kısaca H.P.B. olarak anılan Blavatsky, kendi yaşadığı dönemde bir kadın için pek mümkün olmayan çok sayıda seyahat yapmıştır.

Türkiye, Yunanistan, Mısır, İtalya, İngiltere, Çin, Japonya, Tibet, Hindistan, Sri Lanka, Endonezya, Kamboçya, Kanada, ABD, Meksika, Peru gibi dünyanın pek çok yerini ziyaret etmiş, antik uygarlıkların kalıntılarını incelemiş ve onların bilgeliğini koruyan kişilerden, bu bilgeliği öğrenmeye ve aktarmaya layık görüldüğü için, eğitimler almıştır.

Kamboçya’daki Angkor Wat’ı ve Peru’daki Macchu Picchu’yu ilk kez gören Batılılardan biridir. Aralarına hiçbir yabancıyı kabul etmeyen bazı yerli kabilelerle birlikte yaşamış, onların geleneklerini inceleme fırsatı yakalamıştır. Mısır’daki Büyük Piramit’in firavun mezarı olmadığını (klasik Mısırbilimde hâlen kabul edilen görüş, firavun mezarı olduğu yönündedir), inisiyasyon törenlerinin yapıldığı çok önemli bir merkez olduğunu söyleyen ilk kişidir. Piramitler ve Stonehenge dâhil, antik uygarlıklardan kalan pek çok yapının yıldızlara göre konumlandırıldığından bahsetmiştir. Bildiğimiz uygarlığın düşünüldüğünden çok çok daha eski olduğunu, Atlantis ve Lemurya kıtalarına dayandığını, onların büyük afetlerle okyanus dibine battığını belirtmiş, bununla ilgili kanıtlar sunmuştur.

Tahmin edileceği gibi, savunduğu bu konulardan dolayı çok tepki çekmiş, saldırıya uğramıştır. Fakat doğru bildiğini aktarmaktan asla vaz geçmemiş, kendisine saldıranlara bile sevgiyle ve merhametle, onların anlayabileceği şekilde bu gerçekleri anlatmaya çalışmıştır.

Mısır piramitlerinin ve tapınaklarının yıldızlara göre konumlandırıldığı, 20. Yüzyılın sonlarında bilimsel yöntemlerle kanıtlandı. Büyük Piramit’in firavun mezarı olmayabileceği, birkaç araştırmacı tarafından yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Platon’un Timaeus ve Critias eserlerinde bahsettiği Atlantis bir efsane olarak görülürken, günümüzde bu konu hakkında çalışmalar yapılmaktadır. Antropoloji ve arkeoloji bilimleri son yıllarda, insanın ve uygarlığın sanılandan çok daha eski olduğuna dair pek çok keşfe ön ayak olmuştur.

H.P.B., eserlerinde Gizli Öğreti’nin yazıldığı yüzyılda anlaşılmayacağını, fakat geçen her yüzyılla birlikte onu destekleyen bilimsel keşifler olacağını yazmıştır. İnsana, tarihe, uygarlığa ve kendimize dair daha farklı, daha geniş bir bakış açısına sahip olmak ve daha nelerin keşfedilebileceğini hayal etmek için, bu muhteşem hanımefendinin 131 yıl öncesinden gelen sesine kulak verelim.